Ruhan Aşkın Uzel: Gıda Güvencesi ve Sürdürülebilir Tarım

Ruhan Aşkın Uzel: Gıda Güvencesi ve Sürdürülebilir Tarım

DOÇ. DR.

EGİAD Yarın Dergisi 83. Sayı — Sayfa 26–31

DOÇ. DR. RUHAN AŞKIN UZEL Yaşar Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Müdürü Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi Dekan Yrd. Gıda Güvencesi Mevcut gıda sistemi (üretim, nakliye, işleme, paketleme, depolama, perakende satış, tüketim, kayıp ve israf), dünya popülasyonunun büyük çoğunluğunu beslerken, aynı zamanda 1 milyardan fazla insanın geçim kaynağını oluşturmaktadır.

Kişi başına gıda arzı 1961 yılından günümüze yaklaşık olarak %30’dan fazla artış göstermiştir. Buna ilaveten, azotlu gübre kullanımındaki yaklaşık 8 kat yükseliş ve sulama için su kaynaklarının kullanımındaki yaklaşık 2 kat yükseliş dikkat çekmektedir. Günümüzde dünya genelinde tahminen 800 milyon insanın yetersiz beslendiği, yaşları 5’in altında olan yaklaşık 150 milyon çocuğun bodur kaldığı, 6-59 aylık çocukların %40’ının, hamile kadınların %37’sinin ve 15-49 yaş arası kadınların %30’unun anemiden etkilendiği, 2 milyar yetişkinin aşırı kilolu ya da obez olduğu tahmin edilmektedir.

“Gıda Güvencesi Mevcut gıda sistemi (üretim, nakliye, işleme, paketleme, depolama, perakende satış, tüketim, kayıp ve israf), dünya popülasyonunun büyük çoğunluğunu beslerken, aynı zamanda 1 milyardan fazla insanın geçim kaynağını oluşturmaktadır.”

— Doç. Dr. Ruhan Aşkın Uzel, Yaşar Üniversitesi Gastronomi Bölüm Başkanı

Sektörel Vizyon ve Stratejik Değerlendirme

Tüm bu dengelerin yanında gıda sistemine iklim ve iklim dışı stres faktörleri (örneğin, nüfus ve gelir artışı, hayvansal ürünlere olan talep) baskı uygulayabilmektedir. Bu etki önemlidir, çünkü iklim ve iklim dışı stres faktörleri, gıda güvencesinin dört temel unsurunu (bulunabilirlik, ulaşılabilirlik, kullanılabilirlik ve sürdürülebilirlik) yönetebilmektedir.

Dolayısıyla, sistemsel açıdan ele alındığında, gıda güvencesi teriminin aslında pek çok yönden günlük yaşamın belli evrelerinde tarım-gıda alanında faaliyet gösteren üretici ve tüketicilerle etkileşim halinde olduğu görülmektedir. Bahsedilen hususlardan çıkarım yapılabileceği üzere, gıda güvenliği ve gıda güvencesi terimleri birbiri yerine kullanılmaması gereken kavramlardır.

Çünkü gıda güvenliği, tüketilen gıdaların sağlığa zarar vermeyecek şekilde üretilmesi, işlenmesi ve saklanmasını ifade ederken, Gıda güvencesi; iklim değişikliği, nüfus artışı ve kaynak baskısı karşısında yalnızca üretim değil, sürdürülebilirlik ve erişilebilirlik meselesi olarak yeniden tanımlanıyor. Bilim, teknoloji ve güçlü iş birlikleri geleceğin güvenli gıda sistemlerinin temelini oluşturuyor.

gıda güvencesi, bireylerin her zaman yeterli, dengeli ve besleyici gıdaya fiziksel ve ekonomik olarak erişebilmesini ifade eder. Bu iki kavram farklı odaklara sahip olmakla birlikte, toplum sağlığı ve sürdürülebilir kalkınma açısından birbirini tamamlayan temel unsurlardır. Türkiye, gıda güvencesinin özelinde üretim dinamikleri ve sosyoekonomik erişilebilirlik boyutunda çok katmanlı bir yapıya sahiptir.

Bu durum tarımsal bir kapasite kriterinden öte, ekolojik, yapısal ve ekonomik unsurların iç içe olduğu stratejik bir denklemdir. Tarımsal sürdürülebilirliğin önündeki engellerden biri, ekolojik krizin bir tezahürü olan küresel ısınmadır. Ortalama sıcaklıkların yükselmesi ve yağış rejimlerinin bozulması, verimlilik kayıplarını artırmakla kalmayıp aynı zamanda kritik üretim havzalarını derinleştirmektedir.

Su rezervlerindeki gerileme, bu bölgelerde sulamanın maliyetini artırırken, geleneksel tarım kapasitesindeki kararlı devamlılığı da riske sokmaktadır. Bir diğer yapısal çıkmazın ise arazi parçalanması olduğu düşünülebilir. Bazı durumlarda hukuki prosedürde devam eden miras dağılımları, işletme ölçeklerini küçültebilmekte, ölçek ekonomisinden yararlanılmasını ve modern teknolojik entegrasyonu engelleyebilmektedir.

Dolayısıyla, zaman zaman bu yapısal dalgalanma beraberinde kırsal alandaki demografik dönüşümü de getirebilmektedir ki; çiftçi yaşı göstergesinden hareketle önlem alınmaması halinde sektörden kopma riskini barındıran genç işgücü parametresi, uzun vadeli üretim projeksiyonlarına şiddetle bir belirsizlik katmaktadır. Türkiye’de gıda güvencesini kontrol eden diğer etmenlerden bazıları arasında; enerji, gübre, yem ve tohum gibi kilit girdilerde yaşanan fiyat dalgalanmaları, bağıl konuma yerleşen değişken kârlılık marjı, ürün tedarik zincirindeki uygulama tutarlılıkları sayılabilmektedir.

Bahsi geçen etmenler bütünsel olarak değerlendirildiğinde, tarım ve tarım ekosistemindeki dengelerin gıda güvencesi için önemli konumda olduğu dikkat çekmektedir. Güncel dönemdeki ilerlemeler dikkate alındığında, yeni teknolojinin entegrasyonunun tarımdaki önemi ön plana çıkmaktadır. Yeni teknolojiler, üretim miktarını artırırken kaynakların daha iyi kullanılmasına hizmet etmektedir.

Gelecek Projeksiyonu ve Çözüm Önerileri

Değişen dünya koşullarında gıda güvencesinin yolu; sürdürülebilir tarım politikalarından, akıllı teknolojilerden ve bilim temelli üretim modellerinden geçiyor. Türkiye, güçlü tarımsal potansiyeliyle küresel gıda ekosisteminde stratejik bir rol üstleniyor. Böylece tarımsal çıktılar olan gıda ürünleri daha güvenli ve sürdürülebilir forma ulaşmaktadır. Örneğin, tarımda sensör teknolojisinin kullanımı, verilerin uydu görüntüleri ile desteklenmesi ve arazi-bitki ihtiyaçları ile entegre edilmesi üreticilerin tarımsal girdi maliyetlerinde planlama yapmalarına, sonuç olarak gıda üretiminin güvenli ve güvence altında olmasına katkı sağlayabilmektedir.

Ülkemizde son dönemde gıda güvencesini sağlamak anlamında yapılan stratejik hamleler ve kamusal müdahaleler nicel olarak artmasına karşın; politika olgusunun operasyonel etkinliğinin ve çıktı odaklı yeterliliğinin akademik ve sektörel anlamda daha net ortaya konulması gerekmektedir. Bu çerçevede, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen teşvik mekanizmaları, verimlilik odaklı üretim hacmini artırma perspektifinde sürdürülebilir akademik ve endüstriyel bir simbiyoz modeli anlayışıyla ele alınmalıdır.

Bu eksendeki konjonktürden hareketle, var olan politika setinin bir diğer baskın açmazlarından birisi olarak gıda güvencesi sorununun kısa vadede çözülme beklentisi sayılabilir. Örneğin, iç piyasada fiyat artışlarına karşı ithalatı destekleyebilecek adımlar likiditede kısa süreli bir rahatlama yaratabilir, fakat yerli üreticinin pazar direncini kırma ve uzun dönemde ulusal üretim kapasitelerini zayıflatma riskini beraberinde getirebilmektedir.

Bu durum ise gıda güvencesinde politika yapıcıların üzerinde konuşması ve planlama revizyonunun yapılması gerekliliğini doğurabilmektedir. Ek olarak, gıda güvencesindeki politikaların işletilmesinde kontrol edici etmenlerden biri olarak sayılabilecek iklim değişikliği, akıllı su yönetimi ve sürdürülebilir tarım konularında birçok kapsamlı stratejik planlama belgesi mevcut olsa da, bu kavramlar ile planların geliştirilmesinde pratik uygulamaları arasında bir çeşit kopukluk bulunmaktadır.

Sadece sözde kalmayan, tarım üreticileri tarafından kullanılan sulama sistemlerini modernize etmek ve su kaynaklarını korumak için gerekli teknolojiyi sağlayan sulama uygulamalarına yönelik yatırımları üretmek için modern teknolojinin uygulanmasına ihtiyaç devam etmektedir. Benzer şekilde, destek, sosyal refah politikalarına entegre bir görünüm sergileme anlamında, küçük ölçekli işletmelerin ve kooperatif yapılanmaların geliştirilmesi gibi yerel üretim dinamiklerini güçlendirecek parametrelerin devreye alınması planlanmalıdır.

Türkiye, tarım, ihracat, rekabetçi üstünlük konusunda geniş agronomik kapasite ve ekolojik çeşitlilik nedeniyle de küresel gıda sistemi için en kritik aktörlerden biridir. Özellikle fındık, kayısı, incir ve kiraz gibi yüksek katma değerli ürün gruplarında dünya liderliğini elinde bulundurması, küresel gıda arz güvenliğinin sürdürülebilirliği açısından kritik bir öneme sahiptir.

Dünyanın karşı karşıya olduğu iklim krizi, su stresi ve tarımsal üretim baskıları; gıda güvencesini yalnızca tarım sektörünün değil, toplum sağlığı ve sürdürülebilir kalkınmanın temel gündemlerinden biri haline getiriyor. Türkiye sahip olduğu tarımsal çeşitlilik ve üretim gücüyle önemli avantajlara sahip olurken; bu potansiyelin geleceğe taşınması için akıllı tarım uygulamaları, Ar-Ge yatırımları, teknoloji transferi ve güçlü üretim politikaları kritik rol oynuyor.

Lojistik avantajların bir izdüşümü olarak, Türkiye’nin güvenilir tedarikçi kimliği ön plana çıkmaktadır. Dolayısıyla Türkiye, çok sayıda çok taraflı uluslararası platformda aktif bir dış politika yürütmektedir ve hem üretim ortağı hem de teknoloji transferi ortağı olarak bir dizi bölgesel gıda güvencesi çalışmasında stratejik konumdadır. Bu yapı, küresel gıda ekosisteminin merkezindeki konumun sürekliliğinin sağlanması için kapsamlı olarak çalışılmış tarım politikalarının uygulanması ve Ar-Ge odaklı teknolojilere olan yatırıma devam edilmesiyle daha da güçlenecektir.

Küresel gıda güvencesinin sağlanması, yalnızca mevcut kaynakların ne kadar iyi yönetildiğine değil, aynı zamanda bilgi üretme ve teknoloji yoluyla yenilik yapma sürecinin ne kadar etkili bir şekilde optimize edildiğine de bağlıdır. Bu paradigmada, hem akademik hem de uygulamalı bilimsel araştırmalar, teorik ilgiyi pratiğe bağlayan ve sürdürülebilir gıda sistemleri geliştiren kritik kaldıraçlardır.

Üniversite ve araştırma kurumlarının özel sektörle birlikte çalıştığı işbirlikçi ekosistemler, tarımsal verimliliği artırırken yeni nesil üretim yöntemleri de geliştirme potansiyelindedir. Bilimsel literatür, iklim krizi, toprak sağlığı, tatlı suyun verimli kullanımı ve genetik gibi konularla ilgili önemli bulgular sunmaktadır. Bu bulguların uygulamalı araştırmanın da etkin kullanılmasıyla karar vericiler tarafından politika girdisi olarak sisteme dahil edilmesi, değişen dünyada gıda sistemlerinin uzun vadeli sürdürülebilirliğini artıracak büyük ölçekli politikaların formüle edilmesini sağlayacaktır.

Teknolojinin gıda alanındaki uygulamaları sadece son tüketici aşamasında değil, gıdaların işlenmesi ve depolanması aşamalarında da yenilikler getirmektedir. Örneğin, katma değerli ürün geliştirme ve gıda atıklarının sürdürülebilirlikle entegre bir şekilde kullanımı bağlamında; gıda atıkları ve yan ürünlerden ileri işleme teknolojileri aracılığıyla biyoaktif ve değerli bileşenlerin geri kazanılmasına yönelik uygulamalar, tarım-gıda ekosisteminde atıkların azaltılmasına ve gıdalara katma değer kazandırılmasına önemli katkılar sunmanın yanı sıra, yüksek katma değerli ve fonksiyonel ürünlerin geliştirilmesi için inovatif fikirlerin yeşermesine de olanak yaratma potansiyeline sahiptir.

Netice olarak, gıda güvencesinin sağlanması için kalite standartları çerçevesinde bilimsel yaklaşımın başarılı bir şekilde uygulamaya alınması bağlamında akademisyenler, sanayiciler, kamu ve diğer paydaşlar arasında disiplinlerarası iletişim kopukluklarının giderilmesi ve teknoloji transferinde etkili ağların oluşturulması gerekmektedir üvenli ve sürdürülebilir gıda sistemleri; üretimden tüketime uzanan zincirin teknoloji, bilim ve yenilikçi uygulamalarla yeniden şekillenmesini gerektiriyor.