Aslı Güven Şahin: Gübre çuvallarının arasından küresel başarıya

Aslı Güven Şahin: Gübre çuvallarının arasından küresel başarıya

Gübre çuvallarının arasında geçen bir çocukluktan, 100 ülkeye ihracat yapan bir markaya uzanan ilham veren bir yolculuk… Neufarm Kurucusu ve EGİAD Yönetim Kurulu Üyesi Aslı Güven Şahin, “kadına göre değil” denilen bir sektörde teknoloji, sürdürülebilirlik ve cesaretle küresel ...

EGİAD Yarın Dergisi 83. Sayı — Sayfa 92–97

Gübre çuvallarının arasında geçen bir çocukluktan, 100 ülkeye ihracat yapan bir markaya uzanan ilham veren bir yolculuk… Neufarm Kurucusu ve EGİAD Yönetim Kurulu Üyesi Aslı Güven Şahin, “kadına göre değil” denilen bir sektörde teknoloji, sürdürülebilirlik ve cesaretle küresel başarı hikayesi yazıyor. Bu başarı hikayesi, 2026 yılında Halkbank Üreten Kadınlar Yarışması’nda “Yılın Üreten Kadın Girişimcisi” 1.’lik ödülüyle taçlandı.

Aslı Güven Şahin ile “Kadın isterse yapar”ın en güzel örneği gübre sektöründe yaşanıyor “Bu iş kadına göre değil” dediler, o dünyaya açıldı Çocukluğun oyun sahaları genellikle parklar, bahçeler veya sokak aralarıdır. Ancak bazı hikayeler, çok daha alışılmadık, hatta biraz da tozlu ama gelecek vadeden zeminlerde başlıyor. Aslı Güven Şahin’in başarı öyküsünde, babasının mesleği nedeniyle çocukluğunda gübre çuvallarının arasında oynadığı saklambaçlarla renkli anılara dönüşüyor.

“Ancak bazı hikayeler, çok daha alışılmadık, hatta biraz da tozlu ama gelecek vadeden zeminlerde başlıyor.”

— Aslı Güven Şahin, Girişimci & Sanayici

Sektörel Vizyon ve Stratejik Değerlendirme

Kim derdi ki o gübre çuvallarının kokusu, genç bir kızın zihninde bir gün küresel bir vizyona, nano-teknolojik çözümlere ve 100 ülkeye ulaşan bir başarı öyküsüne dönüşecek? Ege Üniversitesi’nde kimya mühendisliği okurken bile fabrikaların laboratuvarlarında, üretim bantlarında ve ihracat departmanlarında emek veren Güven, sektörü mutfağında tanımanın avantajına sahip.

Güven, üretmenin kıymetini biliyor. RÖPORTAJ: SEDA GÖK küresel başarıya Gübre çuvallarının arasından Ancak asıl farkın, bu üretimi katma değerli bir şekilde pazarlamakta yattığını fark ederek işletme yüksek lisansıyla vizyonunu derinleştirdi. Kendi işini kurma fikri babasında başlangıçta direnç yaratsa da “Bu iş kadına göre zor” denilse de o kararlılığından bir adım bile geri adım atmadı.

Kız kardeşiyle el ele verip 2010 yılında Neufarm’ı kurduğunda, tek sermayesi “Yeni Tarım” vizyonuydu. Küçük bir fason üretim anlaşmasıyla başlayan bu yolculuk, Pınarbaşı’ndaki mütevazı bir atölyeden bugün 10 bin metrekarede modern bir tesise evrildi. Pandemi ve deprem gibi büyük sarsıntıları, hatta ekip arkadaşlarını kaybetmenin derin acısını bile üretimi durdurmayarak göğüsleyen Güven, nano-teknolojiyi tarımın sürdürülebilirliği için kullanarak klasik yaklaşımlara meydan okudu.

Bu azim, 2026 yılında Halkbank Üreten Kadınlar Yarışması’nda “Yılın Üreten Kadın Girişimcisi” 1.’lik ödülüyle taçlandı. Bugün, o çocukken üzerinde oynadığı gübre çuvalları, yerini Aliağa’da kurulması hayal edilen 25 bin metrekarelik teknoloji üssüne ve Almanya standartlarında bir üretim vizyonuna bıraktı. Neufarm Firma Kurucusu aynı zamanda EGİAD Yönetim Kurulu Üyeliği görevini yürüten Aslı Güven Şahin’in başarı öyküsü üzerinden Türkiye’de kadın girişimci olmayı, bu alanda yapılması gerekenler, gübre sektöründeki gelişmelere ışık tuttuk.

Öncelikle sizi kendi cümlelerinizle tanıyarak başlayabilir miyiz? Kimya Yüksek Mühendisiyim. Çalışma hayatına aslında üniversite yıllarında başladım. Henüz Ege Üniversitesi’nde öğrenciyken, o dönemde zirai ilaç ve gübre üretimi yapan bir fabrikamız vardı. O yıllarda Almanya ve Avusturya’daki büyük market zincirleri için üretim gerçekleştiriyorduk. Okuldan çıkar çıkmaz ya da boş derslerimde hemen fabrikaya giderdim.

Laboratuvardan üretime, lojistikten Neufarm Kurucusu Aslı Güven Şahin, üretimden Ar-Ge’ye, ihracattan sürdürülebilir tarım teknolojilerine uzanan yolculuğunda Türk girişimciliğini dünyaya taşıyor. 100 ülkeye ulaşan marka başarısının arkasında ise güçlü bir kadın vizyonu var. 2026 yılında Halkbank Üreten Kadınlar Yarışması’nda “Yılın Üreten Kadın Girişimcisi” 1.’lik ödülüyle taçlandı.

ihracat departmanına kadar işin her aşamasında, mutfağında bulundum. Bu deneyim, sektörü tüm yönleriyle tanımam adına benim için çok büyük bir avantaj oldu. Lisans eğitimimin ardından yine Ege Üniversitesi İşletme Bölümü’nde “Üretim Yönetimi ve Pazarlama” üzerine tezli yüksek lisans yaptım. Çünkü bir şeyi üretmenin çok kıymetli olduğunu biliyordum; ancak üretilen değeri katma değerli bir şekilde pazarlamanın ve tanıtmanın çok daha önemli olduğuna inandığım için bu alana yönelmek istedim.

Yüksek lisans sürecinden sonra kariyer yolculuğunuz nasıl devam etti? Yüksek lisansım devam ederken farklı sektörlerle de görüştüm. Ancak yine kendi sektörümde karar kıldım. İzmir’deki bir fabrikada üretim ve Ar-Ge biriminde çalışmaya başladım. Burada yaklaşık 2,5-3 yıl tecrübe kazandıktan sonra, vizyonumu takdir eden ve ihracat odaklı çalışan bir firmadan teklif aldım.

Gelecek Projeksiyonu ve Çözüm Önerileri

Oraya geçtikten sonra özellikle Almanya, Avusturya ve İtalya’daki fuarlara gitmek, Avrupa’daki modern üretim tesislerini yerinde incelemek vizyonumu inanılmaz derecede geliştirdi. İşte o zaman, “Evet, ben bu işi yapmalıyım ve bu sektörde ilerlemeliyim.” dedim. Kendi işinizi kurma ve girişimcilik süreciniz nasıl başladı? Babam aslında tarım kökenli biri ve Zirai Donatım Kurumları’nda üst düzey yöneticilik yaptı.

Çocukluğumun gübre çuvallarının üzerinde saklambaç oynayarak geçtiğini söyleyebilirim. Bir gün babama, “Baba, biz bu işi kendimiz yapmalıyız, kendi şirketimizi kuralım.” dedim. Babam başlangıçta çok ciddi bir direnç gösterdi. Bana, “Kızım sen bir kadınsın; bu işin üretimi zor, pazarda mal satması zor, tahsilat süreci zor... Ben artık bu ağır sorumluluğu almak istemiyorum.” dedi.

Ancak ben çok kararlıydım. İnşaat mühendisi olan kız kardeşim Burcu’ya gidip bu işi beraber yapmayı teklif ettim. O da kabul edince, 2010 yılında yola çıktık. İlk adımları nasıl attınız ve Neufarm markası nasıl doğdu? 2010 yılında bir firma ile fason üretim anlaşması yaparak faaliyetlerimize başladık. İlk ihracatımızı Lübnan’a bir konteyner ürünle gerçekleştirdik.

“Yeni Tarım” anlamına gelen “Neufarm” markasını biz oluşturduk. Tarımda yeni teknikler ve yeni vizyonlar getirmeyi hedefledik; markanın logosundan renklerine kadar her detayıyla tek tek ilgilendim. Babam o dönemlerde ofise bile gelmiyor, inanılmaz bir direnç gösteriyordu. Fakat bu durum beni daha çok kamçıladı. Küçük adımlarla kazandığımız paralarla Pınarbaşı’nda 500-600 metrekarelik bir yer tuttuk ve ilk üretimimize orada başladık.

İşlerimiz kısa sürede kar topu gibi büyüdü. Neufarm bugün hangi noktaya ulaştı? Şu an 10 bin metrekarelik modern bir tesiste faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Yaklaşık 100 ülkeye ihracat yapıyoruz ve 650 çeşit ürün gamına sahibiz. Yenilenebilir enerji kullanıyor ve sürekli teknolojik yatırımlar yapıyoruz. Aliağa ve Kemalpaşa bölgelerinde yeni yerlerimiz bulunuyor, yakın zamanda oraları da faaliyete geçireceğiz.

Kendi markamızın yanı sıra Fransız ve İtalyan markaları için de üretim yapıyoruz ki bu, toplam üretimimizin yüzde 25’ini oluşturuyor. “Bu iş kadına göre zor” sözlerine rağmen hayallerinden vazgeçmeyen Aslı Güven Şahin, kız kardeşiyle birlikte kurduğu Neufarm’ı küçük bir atölyeden 100 ülkeye ulaşan güçlü bir markaya dönüştürdü. Pandemi ve deprem gibi zorlu süreçleri aşarak sürdürülebilir tarım ve nano- teknoloji alanında fark yaratan Güven’in girişimcilik yolculuğu, “Yılın Üreten Kadın Girişimcisi” ödülüyle taçlandı.

Fabrikada 76, ofis kadromuzla birlikte ise toplamda yaklaşık 96 kişilik bir ekiple çalışıyoruz. Üretim vizyonunuzdan ve teknolojiye bakışınızdan bahseder misiniz? Klasik tarım yöntemleri artık sürdürülebilir değil. İklim krizi ve su kaynaklarının azalması bizi yeni çözümlere itiyor. Biz nano-teknoloji kullanarak partikül boyutunu küçültüyoruz. Bu sayede uygulama dozlarını düşürüyor, su kullanımını azaltıyor ve birim alandan maksimum verim alıyoruz.

Bitkinin stresini yöneten özel çözümler üretiyoruz. Kalite ve sürdürülebilirlik bizim en büyük önceliğimizdir. Bu süreçte yaşadığınız en büyük zorluklar nelerdi? Pandemi süreci ve İzmir depremi bizi derinden sarstı. Pandemide talep çok arttığı için 7/24 çalışmak zorunda kaldık. Ancak 2020 depreminde Bayraklı’daki ofisimiz ağır hasar aldı ve içeri girmemiz yasaklandı.

Evraklarımızı ancak asker ve polis eşliğinde çıkarıp fabrikaya taşıyabildik. O zorlu süreçte lojistik sorunlar ve sokağa çıkma yasaklarıyla mücadele ederken, çok sevdiğimiz bir çalışma arkadaşımızı Covid-19 nedeniyle kaybettik. Manevi olarak çok zor günlerdi, ama üretimi bir gün bile durdurmadık. Halkbank ödül süreci sizin için nasıl gelişti? Bankadan arayıp başvurmamı istediklerinde başlangıçta pek sıcak bakmadım.

Evrak işlerinin çok olacağını ve sürecin şeffaf yürümeyebileceğini düşündüm. Ancak ısrarcı olduklarında başvurduk. Önce ilk 100 kadın arasına girdim. İstanbul’da finanstan yapay zekaya kadar uzanan muazzam bir “Masterclass” eğitimi aldık. Ardından ilk 20’ye kalarak 11 kişilik kadın jürisinin karşısına çıktım. Jüri üyelerinden biri teknik bir soruda beni biraz zorladı ve sanki tatmin olmamış gibi bir izlenim bıraktı.

Motivasyonum o an düşse de beni tekrar görüşmeye çağırdılar; kendimi daha iyi ifade ettim ve nihayetinde 13 Şubat’ta “Yılın Üreten Kadın Girişimcisi” ödülüne layık görüldüm. Bu ödülün sizin için anlamı ve yarattığı yeni kapılar neler oldu? Bu ödül, “Eğer istersem yapabilirim” duygusunu bana bir kez daha kanıtladı. Orada çok değerli kadın girişimcilerle tanıştım.

Hatta o gruptan 4-5 arkadaşımızla şu an sağlık sektöründe global bir startup projesi üzerinde çalışıyoruz. Kadınların kolektif bir şekilde çalıştığında ne kadar güçlü olduğunu gördüm. Diğer kadınlara da her fırsatta şunu söylüyorum: Eğitim alın, kendinizi geliştirin ve asla vazgeçmeden üretmeye devam edin. Aktif bir üyesi olduğunuz EGİAD’ın hayatınızdaki yeri nedir?

EGİAD’a 2012 yılında üye oldum. Çeşitli komisyonlarda görev aldım, şimdi ise yönetim kurulundayım. EGİAD benim için bir okul ve büyük bir aile niteliğinde. Orada her sektörden vizyoner arkadaşlarım var. Bir sıkıntım olduğunda ya da ekonomi üzerine fikir alışverişinde bulunmak istediğimde orası benim nefes aldığım yerdir. Pazartesi Yönetim Kurulu toplantılarımıza her zaman büyük bir heyecanla gidiyorum.

Gelecek hedeflerinizden bahseder misiniz? Global pazarda daha da güçlenmeyi hedefliyoruz; şu an özellikle Amerika ve Afrika pazarlarına odaklanmış durumdayız. En büyük hayalim, Aliağa’da 25 bin metrekarelik kapalı bir alan üzerinde, içinde akredite laboratuvarı da bulunan bir teknoloji üssü kurmak. Almanya’daki o yüksek standartları tamamen buraya, kendi topraklarımıza getirmek istiyorum.

Sektörel olarak eklemek istediğiniz son bir mesaj var mı? Gübre sektörü doğalgaz ve petrole doğrudan bağlı bir sektör. Ancak dışa bağımlılığı mutlaka azaltmamız gerekiyor. Yerli üreticinin önü açılmalıdır. Mevcut krizleri birer fırsata çevirip yerli üretimi her anlamda desteklemeliyiz.