Mustafa Güvençer: Sağlık Sektöründe Ezber Bozuyorlar

Mustafa Güvençer: Sağlık Sektöründe Ezber Bozuyorlar

İzmir Tınaztepe Üniversitesi, sağlık eğitimini tıp sınırlarının ötesine taşıyarak; yapay zekâ, mühendislik ve araştırmayı aynı zeminde buluşturan bir modelle yeni nesil sağlık profesyonelleri yetiştiriyor. İzmir’de sağlık odaklı bir kampüs üniversitesi: Henüz birkaç yıl önce b...

EGİAD Yarın Dergisi 83. Sayı — Sayfa 76–81

İzmir Tınaztepe Üniversitesi, sağlık eğitimini tıp sınırlarının ötesine taşıyarak; yapay zekâ, mühendislik ve araştırmayı aynı zeminde buluşturan bir modelle yeni nesil sağlık profesyonelleri yetiştiriyor. İzmir’de sağlık odaklı bir kampüs üniversitesi: Henüz birkaç yıl önce boş bir araziden ibaret olan alanın, bugün sağlık eğitimi, araştırma ve teknolojiyle iç içe yaşayan bir yapıya dönüşmesinin arkasında güçlü bir fikir yatıyor: Sadece hekim değil, geleceğin sağlık dünyasını tasarlayacak bireyler yetiştirmek.

İzmir Tınaztepe Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Mustafa Güvençer’in yolculuğu da tam bu noktada başlıyor. Yıllarını verdiği kamu üniversitesindeki deneyimini, “daha fazlası mümkün” diyerek yeni bir yapıya taşıyan Güvençer, sağlık eğitimini klasik sınırların dışına çıkarma hedefiyle hareket ediyor. RÖPORTAJ: SEDA GÖK İzmir’de sağlık temelli bir üniversite kurma vizyonuyla yola çıkan İzmir Tınaztepe Üniversitesi, yalnızca bir eğitim kurumu olmanın ötesine geçerek; eğitim, araştırma ve sağlık hizmetini eş zamanlı yürüten bütüncül bir model inşa etmeyi hedefliyor.

“Dr.”

— Mustafa Güvençer, Sağlık İhtisas Girişimcisi

Sektörel Vizyon ve Stratejik Değerlendirme

Teknoloji ve sosyal bilimlerle entegre edilmiş bir sağlık eğitimi anlayışını benimseyen üniversite, yapay zekâyı “bir tercih değil, zorunlu bir ilişki alanı” olarak konumlandırırken, multidisipliner kampüs yapısıyla sağlık ve mühendisliği aynı zeminde buluşturuyor. Öğrencilerini sadece bilgiyle değil, problem çözme becerisi ve araştırma kültürüyle donatmayı amaçlayan bu yaklaşım, İzmir’i sağlık teknolojileri ve bilimsel üretim açısından daha güçlü bir merkez haline getirmeyi hedefliyor.

İzmir Tınaztepe Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Mustafa Güvençer: Sadece hekim değil geleceğin sağlık dünyasını tasarlayacak bireyler yetiştiriyoruz Sağlık sektöründe ezber bozuyorlar Çünkü ona göre bugün sağlık, yalnızca tıp bilgisinden ibaret değil; teknolojiyle, yapay zekâyla, mühendislikle ve hatta sosyal bilimlerle birlikte anlam kazanıyor.

Bu nedenle üniversitede kurulan yapı da alışılmışın dışında bir denklem üzerine inşa ediliyor: Eğitim, araştırma ve sağlık hizmeti aynı anda ilerliyor. Öğrenciler yalnızca ders dinlemiyor, araştırmanın bir parçası haline geliyor. Yapay zekâ ise bu hikâyede bir seçenek değil, kaçınılmaz bir yol arkadaşı olarak konumlanıyor. Kampüs büyürken aslında sadece binalar yükselmiyor; aynı zamanda multidisipliner bir gelecek kurgulanıyor.

Sağlık ile mühendisliğin aynı çatı altında buluştuğu, bilginin uygulamayla anlam kazandığı ve gençlerin problem çözme becerileriyle donatıldığı bir model adım adım şekilleniyor. Bu hikâye, İzmir’den yola çıkarak daha büyük bir hedefe uzanıyor: Ölçeğini avantaja dönüştüren, iş birlikleriyle güçlenen ve Türkiye’yi sağlık teknolojileri alanında daha iddialı noktaya taşıyan bir üniversite modeli oluşturmak.

Sizi tanıyabilir miyiz? Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. Mezuniyetimin ardından mecburi hizmetimi ve askerlik görevimi tamamladıktan sonra, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde anatomi alanında araştırma görevlisi olarak akademik hayatıma başladım. Buradaki akademik yaşamım 2020 yılına kadar devam etti. Akademik kariyerimin tüm önemli deneyimlerini Dokuz Eylül Üniversitesi’nde yaşadım; benim için çok kıymetli yıllardı.

2020 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi’nden ayrılarak emekli oldum. 1 Nisan 2020 tarihinden itibaren ise İzmir Tınaztepe Üniversitesi’nde görev yapmaya başladım. Kuruma başlamamın ardından rektörlük görevi tarafıma verildi. Hikâye nasıl gelişti? Süreç aslında hedeflerin ortaklığıyla gelişti. Devlet üniversitesinde görev yaptığım dönemde, tıp eğitimine katkı sunma noktasında elimden geleni yapmaya çalışmış ve kendime bazı hedefler belirlemiştim.

Mütevelli Heyet Başkanımız Dr. Mehmet Bektur ile yaptığımız görüşmede, belirledikleri vizyon ve misyonun bu hedefler ile örtüştüğünü gördüm. Özellikle bir sağlık üniversitesi olması ve İzmir’de bulunması karar sürecimi hızlandırdı. İzmir’de, sağlık alanında çalışmak isteyen hekim adaylarına ve sağlık profesyonellerine katkı sunmak amacıyla deneyimlerimi paylaşmam gerektiğini düşündüm.

Bu doğrultuda vakıf üniversitesinde görev alabileceğim fikriyle İzmir Tınaztepe Üniversitesi’ne geçişim gerçekleşti. Emeklilik açısından da yasal uygunluğum vardı; 53 yaşında çalışmak üzere emekli oldum. Vakıf üniversiteleri ciddi bir dinamizme sahiptir. Her gün yeni planlar yapmak, hedefler belirlemek ve bu hedefleri hayata geçirmek gerekir. Bu dinamizm hem önemli bir avantaj sağlar hem de insanı dinç tutar.

Gelecek Projeksiyonu ve Çözüm Önerileri

“Geleceğin sağlık dünyasını tasarlayacak bireyler yetiştirmek” vizyonuyla hareket eden İzmir Tınaztepe Üniversitesi, yapay zekâdan teknoparka, araştırmadan uygulamalı eğitime uzanan modeliyle sağlıkta dönüşümün öncülerinden olmayı amaçlıyor. Devlet disiplini ile vakıf üniversitesi anlayışını entegre ederken artılar ve eksilerle karşılaştık. 8 bin öğrenci hedefiyle kurulmuş bir üniversite olmamız önemli bir avantaj.

Sağlık alanında çok yüksek öğrenci sayılarıyla etkin sonuçlara ulaşmak her zaman kolay değildir. Devlet ve vakıf üniversitelerinde çatı yapı da; YÖK mevzuatları ve Cumhurbaşkanlığı stratejik planlamaları çerçevesinde hedefler de aynıdır. Bununla birlikte vakıf üniversitelerinde daha kompakt ve hareket kabiliyeti yüksek bir yapı söz konusudur. Bu da karar alma ve uygulama süreçlerinin daha hızlı ilerlemesini sağlar.

Bu 5 yıllık süreç içerisinde nasıl bir değişim yaşandı? Üniversitemiz sıfırdan kurulduğu için sürekli bir büyüme süreci yaşandı. Göreve başladığım ilk yıl, altyapısı yeni oluşturulmuş bir kampüs alanı vardı. Nisan 2020’de göreve başladım ve Temmuz 2020’de kampüse taşındık. Öncesinde hazırlık sürecimiz tamamlanmış, planlamalarımız yapılmış ve zaman takvimimiz oluşturulmuştu.

Bu planları hızlıca uygulamaya aldık. Mütevelli heyeti, 2016 yılından itibaren hazırlık sürecini yürütmüştü. Üniversite 2018 yılında Resmî Gazete’de yayımlanarak kuruldu. 2018–2020 yılları arasında fizibilite çalışmaları gerçekleştirildi. 2020 yılında göreve başladığımda 102 dönümlük bir kampüs alanımız vardı ve ilk binamız tamamlanmıştı. O dönemde Tıp Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu bünyesinde 5 program bulunuyordu.

Enstitümüzde henüz yüksek lisans programı yoktu. Bugün ise Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu bünyesinde 18 programımız bulunmaktadır. İlk yıl 5 programla başladık, bugün bu sayı 18’e ulaştı. Geçtiğimiz yıl teknoloji alanına da adım attık. Bilgisayar Programcılığı ve Sağlık Bilgi Sistemleri Ön Lisans programlarıyla eğitimde teknolojiyle bağlantı kurduk.

Tıp Fakültemiz ilk öğrencilerini o yıl kabul etti. Ardından Diş Hekimliği Fakültemiz kuruldu. Diş hekimliği eğitimi, özel bir altyapı ve hastane gerektirdiği için bağımsız bir diş hastanesi kuruldu ve öğrencilerimiz 2022 yılında eğitime başladı. Uygulama alanları bizim için son derece önemli. Teorik eğitim ancak uygulamayla desteklendiğinde anlam kazanır.

Kuruluş sürecinde Diş Hekimliği Fakültesi’ni de hızlı bir şekilde hayata geçirdik. Bugün enstitümüzde 12 yüksek lisans programı bulunmaktadır. Başlangıçta Sağlık Bilimleri Enstitüsü olarak kuruldu; ancak YÖK’ün uygun görmesiyle Lisansüstü Eğitim Enstitüsü yapısına geçerek farklı tematik alanları da kapsaması sağlandı. Enstitümüzde, multidisipliner alanların yapılanması bize önemli avantajlar sağladı.

Sağlık bilimleri ve sağlık hizmet üretimi, teknoloji ve sosyal bilimlerle iç içedir. Bu nedenle, enstitümüzde ebelik, hemşirelik, beslenme ve diyetetik, dil ve konuşma terapisi ile fizyoterapi alanlarında kariyer odaklı yüksek lisans programlarımız bulunmakla birlikte multidisipliner programlar önceliğimizi oluşturmaktadır. Bugün itibarıyla, 3 fakülte, bir meslek yüksekokulu ve lisansüstü eğitim enstitümüzde 4 bin 800 öğrencimiz ve 78 profesör, 19 doçent, 107 doktor öğretim üyesi, 23 öğretim görevlisi ve 9 araştırma görevlisi olmak üzere, 236 öğretim elemanımız bulunmaktadır.

Multidisipliner alanlardan örnek verebilir misiniz? Sağlık fiziği, hastanelerde radyolojik görüntüleme ve radyasyon onkolojisi ile doğrudan ilişkilidir. Sağlık Fiziği Yüksek Lisans Programı’ndan mezunlarımız bu alanda planlama ve düzenleme yapabilecek şekilde yetiştirilmektedir. Sağlık turizmi ise sosyal bilimlerle sağlık alanını birleştiren önemli bir disiplindir.

Farklı alanlardan gelen ekip üyelerinin birbirini anlayabilmesi büyük önem taşır. Hastanelerimizde sağlık turizmine yönelik faaliyetler yürütülmekte olup, bu alanda ihtiyaç duyulan personel için gereklilik ve ihtiyaç analizleri yapılabilmektedir. Translasyonel tıp ise laboratuvardan hasta başına uzanan süreci kapsar. Bu alanda Moleküler Tıp Yüksek Lisans Programımız ile teknolojik uyum ve kişiye özel tedavi yaklaşımlarını geliştirmeyi hedefliyoruz.

Üniversite olarak eğitim, araştırma ve sağlık hizmetinin eş zamanlı yürütülmesini önemsiyoruz. Sadece ön lisans, lisans ve lisansüstü eğitimi vermek değil, aynı zamanda araştırma faaliyetleri yürütmek de bizim için büyük önem taşıyor. Araştırma faaliyetleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? 2021 yılında Galen Araştırma Merkezimizi kurduk. Bu merkez, öncül ilaç araştırmaları ve genetik çalışmalar açısından önemli bir rol üstleniyor.

İzmir Biyoteknoloji Enstitüsü’nün kurucu kadrosunda yer alan deneyimli akademisyenler merkezimizde görev yapıyorlar. Uluslararası ağlarla ve Türkiye’deki ilgili merkezlerle entegrasyonlar sağlandı. Merkezimizde, TÜBİTAK ve Avrupa Birliği projeleri başta olmak üzere araştırma projeleri ile ilgili çalışmalar yürütüyoruz. Uluslararası araştırmacılar ve kurum dışından doktora sonrası araştırmacılar da Galen Araştırma Merkezimizde faaliyet gösteriyorlar.

Ayrıca Klinik Araştırmalar Merkezimiz, Az Görenlerin Rehabilitasyonu ve Miyopi Araştırma Merkezimiz, İşitme ve Denge Bozuklukları, Dil ve Konuşma Bozuklukları Yaşlı Bakımı Uygulama ve Araştırma Merkezlerimizde de eğitim ve araştırma faaliyetleri yürütülmektedir. Araştırma çalışmalarını öğrencilerimizin eğitim sürecine entegre ediyoruz. Tıp Fakültesi’nde özel çalışma modüllerinde, tüm öğrencilerimiz için de TÜBİTAK 2209 projelerimiz de bilimsel çalışma planlama, hipotez oluşturma ve bir ekip ruhuyla çalışma becerisi geliştirerek öğrencilerimizin hayata bakış açısını ve bilgiyi kullanma biçimini şekillendiriyor.

Öğrencilerimizin araştırmalara katılımını desteklemek amacıyla TÜBİTAK STAR bursu imkanlarından yararlanan öğrencilerimiz de bulunuyor. İzmir’in akademik ekosistemi diğer şehirlerden nasıl ayrılıyor? İzmir; coğrafi konumu, doğası, iklimi, yaşam tarzı ve bir liman kenti olması nedeniyle sosyal iletişimi güçlü bir yapıya sahiptir. Bu özellikler, hem farklı şehirlerden öğrenci ve akademisyenler için çekim merkezi oluşturmakta, hem de bilimsel, kültürel ve sosyal zenginlikler üniversite eğitimi ve araştırma faaliyetlerindeki işbirlikleri açısından önemli avantajlar sağlamaktadır.

İzmir’in uluslararası iletişime açık bir şehir olması, sağlık turizmi ve uluslararası öğrenci potansiyeli açısından da avantaj sağlar. Bugün üniversitemizde yaklaşık 350 uluslararası öğrenci bulunmaktadır. Beyin göçü ve bilim insanlarını Türkiye’de tutma konusunda neler düşünüyorsunuz? Uluslararası saygınlığa sahip bilim insanlarımızın araştırmacılarımızın ülkemizdeki üniversitelerde, araştırma merkezlerinde görev almasını isteriz.

Am bilginin evrenselliği, bilim insanlarının da dünya vatandaşı olmasını beraberinde getiriyor. Bir araştırmacı için üretken ve verimli olacağı ortam önemlidir. Biz de üniversitemizde bilimsel araştırma kültürünü yaygınlaştırarak, araştırma merkezlerimizde ve kurma çalışmaları devam eden teknoparkımızda istihdamı önceliklendiriyoruz. Kurumsal imkanlar ve sağlanan destekler arttıkça istihdam alanları çoğalacaktır.

Hatta tersine beyin göçü de olabilmektedir. TÜBİTAK ve üniversiteler bu konuda önemli destekler sunmaktadır. Ancak bu yaklaşımın her üniversitede kurumsal bir hedef olarak benimsenmesi gerekir. Ayrıca, Avrupa Birliği fonları, çok farklı ülkelerdeki bilim insanlarının ortak projelerde yer almasını, entegrasyonu ve ekip çalışmasını destekleyen önemli araçlardır.

Üniversitenizde yapay zekâ ve teknoloji alanında hangi çalışmalar yürütülüyor? Yapay zekâ araçlarını kullanmak artık bir tercih değil, zamanın verimli kullanımı ve verimlilik için gereklilik halindedir. Günümüzde, bilgiye ulaşmak sorun olmaktan çıkmış, diğer alanlarda da olduğu gibi sağlık profesyonellerinin, farklı alanlardaki bilgiyi etkin ve güçlü bir şekilde kullanabilme yetkinliğine ulaşması kaçınılmazdır.

Yapay zeka araçları bu yetkinliğe ulaşmayı kolaylaştırır. Sağlık teknolojileri, yazılımlar, simülasyonlar üniversitemizde eğitim ve araştırma faaliyetlerinde güncel gerekliliklerdir. Öğrencilerimiz ve öğretim üyelerimize yapay zeka kaynaklarını kullanma becerileri kazandırmak ve kaynak çeşitliliğini sağlamak temel amacımız. Yapay zeka alında öğrenci topluluklarımız da çalışmalar, etkinlikler yapıyorlar ve onları destekliyoruz.

Mühendislik Fakültesi ve Teknopark projelerimiz de yapay zeka araçlarının kullanımını desteklemeyi amaçlıyor. Sağlık ve mühendislik alanlarını bir araya getiren bir yapı kuruyoruz. Teknopark başvurumuz Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nda değerlendirme sürecinde olup yüzde 90 oranında tamamlandı. EGİAD, EBSO ve İzmir’deki sağlık teknolojisi alanında çalışan firmalar bu sürece destek vermektedir.

Teknoloji geliştirme bölgesinin kampüs içinde yer alması, entegrasyonu ve öğrencilerin aktif katılımını güçlendirmektedir. Sağlık temalı kampüs üniversitesi yapımızı, teknopark işleyişi konusunda avantaja dönüştürmeyi hedefliyoruz. Üniversitelerde inovasyon için önceliklendirilmesi gereken konular nelerdir? Yenilikçi yaklaşımlar, yaratıcı fikirler, üniversitelerde gelişir ve şekillenir.

Öğrencilerimiz için bilgiye ulaşma yöntemleri ve hedef odaklı arama becerilerinin kazandırılması büyük önem taşımaktadır. Öğrencilerin öğrenme yöntemlerini geliştirmek; yapay zekâyı doğru kullanmaları ve problem çözme becerilerini artırmaları; multidisipliner ekip çalışmaları ve günlük yaşam pratiği içinde bilginin çözüm sağlayıcılığını ve süreçleri kolaylaştırdığını deneyimlemeleri; yaratıcı ve yenilikçi girişimleri kolaylaştırmaktadır.

Eğitimde teorik ders yükünden ziyade problem temelli öğrenme öncelikli olmalıdır. Etik değerlerin güçlendirilmesi, toplum yararına bilginin kullanılmasını sağlayacaktır. Üniversitemizde proje tabanlı seçmeli dersler, bilim felsefesi ve sanat dersleri bulunmaktadır. Öğrencilerin sanat eserlerini algılayabilmesi, müzik ve kültürel etkinliklere katılımı; sosyal ve düşünsel gelişimlerine katkı sağlamaktadır.

Sağlık teknolojilerinde Türkiye ve İzmir’in rolü nedir? İzmir’de diş protez teknolojisi, optisyenlik, tıbbi ve aromatik bitkiler alanlarında çalışan önemli firmalar bulunmaktadır. Bu alanlardaki firmalarla kurulacak olan teknoparkımızda iş birliği yapmayı ve firmalarımızı desteklemeyi amaçlıyoruz. Araştırmacılar için uygun çalışma ortamları oluşturmak, şehrin çekim gücünü artırır.

Çevreci yaklaşımlar ve doğru şehir planlaması da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Kamu, özel sektör ve akademi iş birliği ile geliştirilecek projeler İzmir’e büyük değer katacaktır. İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu bu noktada önemli bir rol üstlenmektedir. EGİAD ile iş birliği ve önerileriniz nelerdir? EGİAD, İzmir’in iş dünyasında yeniliklere ve iş birliğine açık, gençleri destekleyen önemli bir sivil toplum kuruluşudur.

Teknopark çalışmaları, sosyal sorumluluk projeleri ve topluma katkı sağlayan girişimlerde yapılacak iş birlikleri son derece faydalıdır. Eğitim alanındaki yakınlık da önemli bir avantaj sağlamaktadır. Eğitim, sağlık, teknoloji ve İzmir odaklı projelerde ortak çalışmalar yürütmek, hem kurumlara hem de İzmir’e değer katacaktır.